Röportaj : B. Serhat Cengiz
Türkiye’de kaplama sektörünün gelişimine 1986’dan bu yana öncülük eden Karakaya86, aile şirketi değerlerini teknolojik inovasyonla birleştiriyor. Otomotivden savunma sanayine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunan firma; robotik otomasyon yatırımları, sürdürülebilir üretim modelleri ve teknik uzmanlığıyla sektörün geleceğini şekillendiriyor. Firmanın kurucu ortaklarından Hasan Karakaya, sektördeki 40 yıllık başarılarla dolu yolculuklarını anlattı.
1986’dan bugüne, 40 yıla yakın bir süredir sektörde faaliyet gösteriyorsunuz. Bu uzun soluklu yolculukta Türkiye’nin kaplama teknolojisi alanındaki gelişimine nasıl tanıklık ettiniz ve Karakaya86 olarak bu dönüşümde nasıl bir rol üstlendiniz?
Türkiye’de kaplama sektörü 70’li yıllarda ilk adımlarını atmaktaydı. Bizim serüvenimiz de 1986 yılında başladı. O günleri hatırladığımızda; pazarın çok küçük, sektörün dar ve teknolojinin neredeyse yok denecek kadar az olduğu bir tablodan bahsediyoruz. Sektör asıl teknolojik sıçramasını 90’lı yıllardan sonra gerçekleştirmeye başladı. Biz 1986’dan bugüne, 2026 vizyonumuza doğru ilerlerken sektörün devasa bir gelişim gösterdiğini bizzat yaşayarak gördük. Karakaya86 olarak bu gelişimde sadece bir izleyici değil, sektöre yön veren bir aktör olduğumuza inanıyoruz. Pazarın bugünkü seviyesine gelmesinde ciddi emeklerimiz var. Bugün Türkiye’de pazar lideri konumundayız; ancak bu liderliği sadece cirosal büyüklükle değil; kalite standartları, yönetim modelleri ve otomasyon çözümlerimizle sektöre yaptığımız katkılarla perçinledik. Kısacası, pazarın büyümesinde Karakaya86’nın imzasının ve desteğinin altını gururla çizebilirim.

Biraz da kendinizden ve Karakaya86’nın kuruluş hikayesinden bahsetmek ister misiniz? Sektöre girişiniz nasıl oldu?
Ben Hasan Karakaya, 1973 Karabük doğumluyum. 4 erkek, bir kız olmak üzere beş kardeşli bir ailenin erkek çocuklarının en küçüğüyüm. Sektöre girişimiz aslında bir aile dayanışması hikayesidir. 1976 yılında iki büyük ağabeyim sektörde çalışmaya başlamıştı. 1986 yılında ise mevcut şirketlerinden ayrıldılar ve 4 erkek kardeş birlikte Karakaya86’yı kurduk. Kaplama odaklı bir firma olarak ilk yıllarda sadece çinko kaplama yapıyorduk. 1993 yılına kadar bu alanda uzmanlaştıktan sonra ikinci ve üçüncü şubelerimizi açtık. 1997 yılı bizim için kritik bir dönemeç oldu; müşterilerimizin talepleri ve dünyadaki trendler doğrultusunda kataforez kaplama hattını devreye aldık. Bu tesis, Türkiye’de fason çalışan ilk kaplama prosesi olma özelliğini taşıyordu. Karakaya86, her bir ortağın %25 hisseye sahip olduğu, köklü bir aile şirketidir ve bugün ulaştığımız rakamlar bu birlikteliğin eseridir.
Kataforez, alkali çinko, nikel ve elektrostatik toz boya gibi farklı proseslerde hizmet veriyorsunuz. Müşterilerinizin sektör dağılımı ve bu prosesler arasındaki tercihleri neye göre şekilleniyor?
Bahsettiğiniz tüm bu proseslerde yetkinliğimiz var ve müşterilerimize geniş bir yelpazede hizmet sunuyoruz. Operasyonlarımız temel olarak üç ana kulvarda ilerliyor. Şirketimizin lokomotifi ve en büyük ciro kalemimiz kataforez kaplamadır. Onu elektrostatik toz boya ve alkali çinko/nikel prosesleri takip ediyor. Müşterilerimizin tercihleri ise tamamen teknik ihtiyaçlara göre ayrışıyor. Eğer uzun süreli ve yüksek bir korozyon performansı isteniyorsa müşterilerimiz kataforeze yoğunlaşıyor. Görsellik ön plandaysa toz boyayı, araç montaj parçaları söz konusu olduğunda ise alkali çinko ve nikel kaplamaları öneriyoruz.
Her prosesin kendine has bir “özgül ağırlığı” ve kaplama kalınlığı vardır. Örneğin, montaj parçalarında toz boya veya kataforez kullanamazken alkali çinko tercih ediyoruz. Dış ortamlarda UV dayanımı nedeniyle toz boya, şasi ve karoser parçalarında ise kataforez ağırlık kazanıyor. Kataforezin tercih edilme sebebi sadece aracın görünmeyen kısımlarında olması değil; çok ince bir kaplamayla muazzam bir korozyon direnci sağlaması ve diğer proseslere göre çok daha ekonomik olmasıdır.
En büyük pazarımız otomotiv sektörüdür; amortisörlerden koltuk parçalarına, motor bileşenlerinden günümüzün trendi olan elektrikli araç batarya kasalarına kadar her şeyi kaplayabiliyoruz.

MKE için gerçekleştirdiğiniz endüstriyel kaplama tesisi projeleri oldukça dikkat çekici. Tesis kurulumu hizmetlerinizde müşteriye sunduğunuz katma değer ve teknoloji transferi yaklaşımınızdan bahseder misiniz?
Karakaya86, sadece kaplama hizmeti veren bir firma değil, aynı zamanda kendi proseslerini kendi kuran bir teknoloji şirketidir. Tüm proseslerimizi kendi bünyemizdeki uzman ekibimiz tasarlıyor, çiziyor ve imal ediyor. MKE’nin bizi tercih etmesindeki en büyük etken, hem uygulamacı hem de tesis kurucu kimliğimizdi. Onlara sadece bir makine parkuru değil, bir işletme vizyonu sunduk. Mevcut layout tasarımlarını revize ederek banyo sıralamalarından kimyasal kullanım oranlarına kadar her şeyi optimize ettik.
Bizim yaklaşımımızda “minimum kimyasal, maksimum verim” ilkesi yatar. Bu optimizasyon sadece karlılığı artırmakla kalmıyor, aynı zamanda çevreye verilen zararı da minimize ediyor. Müşterilerimize bir nevi mühendislik danışmanlığı yapıyoruz. Bazen bize toz boya talebiyle gelen bir müşterimizi, ürünün kullanım alanını analiz ederek kataforeze veya tam tersine yönlendirebiliyoruz. “Bu ürün kaliteli ama bu proses için uygun değil” diyebilmek, sektöre sunduğumuz gerçek mühendislik hizmetidir. Bu “kazan-kazan” modeliyle hem müşteri hem biz hem de ülkemiz kazanıyor.
TÜBİTAK destekli AR-GE projenizle robotik kontrol ve paketleme sistemleri geliştirdiniz. Bu sistemin üretim süreçlerinize katkısı ve gelecek hedefleriniz nelerdir?
Karakaya86 olarak kaplama sektöründe teknolojik bir liderlik üstleniyoruz. Türkiye’de fason kaplama alanında 6 veya 8 eksenli robotik sistemler kullanan başka bir firma yok. İlk projemizi başarıyla tamamladık, şimdi İzmit fabrikamızda elektrikli araç bataryaları için çok daha gelişmiş bir sistem kuruyoruz. Bu sistem; robotik askılama, toplama ve kamera kontrolleriyle yüzey pürüzlülüğünü ölçen, ürünü baştan sona denetleyen devasa bir otomasyon ve yazılım projesidir. Bu yatırımların bize üç temel katkısı var: Birincisi, kaliteyi insan gözünün ötesine taşıyoruz; ürünün giriş ve çıkış mikron değerlerini kontrol ederek hatayı sıfıra indiriyoruz. İkincisi, üretim hızımızı optimize ederek hattımızı daha stabil hale getiriyoruz. Üçüncüsü ise işçilik maliyetlerimizde %20 civarında bir avantaj sağlayarak enerji ve verimlilik katıyoruz. Vizyonumuz, kaplamayı en teknolojik ve en ekonomik şekilde gerçekleştiren “en”lerin firması olmaktır.

Gebze, İzmit, Hendek ve Aksaray’da toplam beş (ve grup şirketinizle birlikte altı) tesisle geniş bir coğrafyadasınız. Bu çok lokasyonlu yapının avantajları ve yönetimsel zorlukları nelerdir?
Büyüme yolculuğumuzda bizi farklı coğrafyalara taşıyan temel motivasyon müşterilerimize yakın olma isteğiydi. Toyota’nın davetiyle Adapazarı’na, Mercedes’in talebiyle Aksaray’a gittik. Bu strateji hepimiz için bir “kazan-kazan” durumu yarattı. Müşterimizin yanına gittiğimizde hem onların lojistik süreçlerini kolaylaştırdık hem de kendi karlılığımızı artırdık. Ayrıca ülke ekonomisine de ciddi bir enerji tasarrufu sağladık; örneğin Aksaray’daki bir ürünün kaplanması için 650 km yol kat edip Gebze’ye gelmesini engellemiş olduk. Çok lokasyonlu olmanın bir diğer büyük avantajı ise “kesintisiz hizmet” garantisidir. Bu opsiyona şimdiye kadar hiç ihtiyacımız olmadı ama, bir fabrikamızda sorun yaşansa bile müşterimiz bilir ki diğer fabrikalarımız aynı şartlarda ve kalitede üretimi devralabilir. Bizim bir kuralımız vardır: Çok elzem durumlar dışında fabrikalarımızı 3 vardiya çalıştırmayız. Üçüncü vardiyayı, müşterilerimizin ani kapasite artışlarına yanıt verebilmek veya olası aksaklıklarda diğer tesislerimize destek olabilmek için bir “emniyet alanı” olarak boş bırakırız. Elbette uzak lokasyonları yönetmenin zorlukları var, ancak kurumsal bir aile şirketi olarak merkezden yönetim modellerini geliştirerek bu zorlukları katma değere dönüştürüyoruz.
Sürdürülebilirlik, atık yönetimi ve enerji verimliliği konularında Karakaya86 nasıl bir strateji izliyor?
Çevreye duyarlılık bizim kırmızı çizgimizdir. Tüm fabrikalarımızda atık suları kendi kimyasal arıtma tesislerimizde bertaraf ediyoruz. Hatta ileri arıtma sistemleriyle suyu geri kazanma projelerimiz devrede. Kimyasal kullanımında ise Ar-Ge ekibimizle birlikte daha “soft” ve çevre dostu ürünlere geçiş yapıyoruz. Özellikle asit banyoları konusunda devrim niteliğinde bir uygulama başlattık. Normalde yaşlanan asit banyolarının dökülmesi gerekirken, biz kurduğumuz iyon ayrıştırıcı reçine sistemleriyle asidi sürekli temizliyoruz. Böylece asit banyolarını hiç dökmeden 365 gün 24 saat kullanabiliyoruz. Benzer bir çalışmayı yağ alma banyoları için de yürütüyoruz; separatör sistemleriyle banyo ömürlerini zaten uzatmıştık, şimdi 2026 hedefimiz bu banyoları da tamamen dökümsüz hale getirmek. Enerji tarafında ise 6 şirketimizin 4’ünde GES (Güneş Enerji Santrali) yatırımlarımızı tamamladık. Tükettiğimiz enerjinin %40’ını kendi çatılarımızdan üreterek sürdürülebilir geleceğe katkı sağlıyoruz.