Röportaj : Murat Soygür
Asian Polyurethane Business Association (APBA/Asya Poliüretan Endüstrisi Derneği ; mevcut ülkeye özgü poliüretan (PU) dernekleriyle yakın iş birliği içinde, poliüretan endüstrisi için Asya merkezli bir platform görevi üstleniyor. Gerçekleştirdiğimiz röportajda APBA Başkanı Stefan Hermes sorularımızı yanıtladı.
Poliüretan sektörüne girişiniz nasıl oldu? Kısaca kendinizden ve profesyonel özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?
Poliüretan sektörüne girişim 1990 yılına dayanıyor. İlk projemde Recticel Teknik Köpükler ile çalıştım. O dönemde bu henüz kesintisiz bir kariyer yoluna dönüşmemişti, ancak malzeme, uygulama alanları ve sektörün işleyişi hakkında erken bir deneyim kazanmamı sağladı.
Bunun ardından yaklaşık on yıl boyunca taşımacılık ve lojistik sektöründe çalıştım. Geriye dönüp baktığımda, bu dönemin oldukça değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle tedarik zinciri yönetimi, süreç disiplini ve baskı altında operasyon yürütme konularında güçlü bir operasyonel altyapı kazandırdı. Bunlar, her ne kadar her zaman açıkça ifade edilmese de, poliüretan üretiminde son derece önemli unsurlardır.
2010 yılından itibaren ise farklı şirketler ve bölgelerde, genellikle altı ila on sekiz ay süren projeler aracılığıyla yeniden poliüretan sektöründe daha aktif olmaya başladım. 2013 yılında bilinçli bir karar alarak tamamen poliüretan sektörüne odaklandım ve o tarihten bu yana tüm çalışmalarım bu alan etrafında şekillendi.
Kariyerim büyük ölçüde uluslararası bir yapıya sahip oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, Tayland, İsviçre ve Hollanda’da yaşayıp çalıştım; ayrıca Avrupa ve Rusya genelinde projelerde yer aldım. Birden fazla dilde iletişim kurabiliyor olmak, sektör içinde daha yakın ilişkiler geliştirmeme yardımcı oldu. Bu durum daha doğrudan iletişim kurulmasını, yerel dinamiklerin daha iyi anlaşılmasını ve nihayetinde daha verimli iş birliklerinin oluşmasını sağlıyor.
Bugün çalışmalarım iki ana yapı etrafında şekilleniyor. HTC Global aracılığıyla şirketlere danışmanlık, eğitim, pazar ve endüstriyel istihbarat desteği sağlıyorum. Buradaki odak yalnızca pazarları anlamak değil; operasyonların gerçekte nasıl performans gösterdiğini ve alınan kararların sonuçlara nasıl yansıdığını da anlamaktır. Bunun yanında, Asian Polyurethane Business Association’nın (APBA) kurucu ortaklarından biriyim. APBA’nın temel fikri, değer zinciri boyunca paydaşları birbirine bağlayan ve sektör içinde daha yapılandırılmış iş birliklerini mümkün kılan bir platform oluşturmaktır.
Bunun yanı sıra, aynı temel yaklaşımı yansıtan çeşitli girişimler üzerinde çalışıyorum. İster uzman uyumu, ister tedarik yapıları ya da entegre iş birliği modelleri olsun, amaç her zaman değer zinciri boyunca yetkinlikleri birbirine bağlayarak, izole optimizasyon yerine daha fazla değer yaratmaktır.
APBA’nın kuruluş hikâyesini ve bugün organizasyona yön veren temel hedef ve misyonu anlatabilir misiniz?
APBA, poliüretan sektöründe uzun yıllar boyunca edinilen gözlemlerin bir sonucu olarak Haziran 2024’te kuruldu.
Asya güçlü bir büyümeye, geniş bir üretim altyapısına ve giderek artan teknik yetkinliklere sahip. Ancak aynı zamanda bilgi ve deneyim çoğu zaman parçalı bir yapı gösteriyor. Şirketler proses yönetimi, tedarik zinciri istikrarı, kalite ve regülasyonlar gibi benzer zorluklarla karşı karşıya kalıyor, ancak değer zinciri boyunca ve ülkeler arasında yapılandırılmış bilgi paylaşımı oldukça sınırlı kalıyor.
Bu nedenle APBA’nın arkasındaki fikir, sektörün farklı bileşenlerini daha yapılandırılmış bir biçimde bir araya getiren ve tek bir odağa sahip bir platform oluşturmaktı: poliüretan malzemelerin kullanımını teşvik etmek.
APBA, geleneksel anlamda resmi bir kurum olarak tasarlanmadı. Bunun yerine, poliüretan değer zincirinin farklı noktalarındaki profesyonellerin etkileşim kurabileceği, bilgi paylaşabileceği ve iş birlikleri geliştirebileceği bir çalışma platformu olarak yapılandırıldı.
Hedefler net şekilde tanımlanmıştır. Bunlar arasında poliüretanın değer kattığı alanlarda kullanımını teşvik etmek, tüm tedarik zinciri boyunca iş birliğini geliştirmek, rekabet dışı bilgilerin paylaşımını desteklemek ve çevresel sorumluluk, sağlık ve güvenlik konularına katkı sağlamak yer alıyor. Buna ek olarak APBA, düzenleyici gelişmeler konusunda bir diyalog partneri olmayı ve teknolojiler, standartlar ile pazar gelişmeleri konusunda bilgi kaynağı sunmayı hedefliyor.
Önemli unsurlardan biri de APBA’nın hem dikey hem de coğrafi bağlantılar kurmasıdır. Hammadde tedarikçilerini, sistem evlerini, dönüştürücüleri ve son kullanıcıları bir araya getirirken aynı zamanda Asya’daki farklı ülkeler arasında köprü oluşturuyor. Amaç yalnızca insanları bir araya getirmek değil, bilgiyi daha erişilebilir ve iş birliğini daha verimli hale getirerek sektörün işleyişini geliştirmektir.
APBA, Asya genelindeki poliüretan sektörü paydaşları arasındaki iş birliğini nasıl güçlendiriyor?
Bunu sürekli etkileşim ve bilgi paylaşımı için bir yapı oluşturarak gerçekleştiriyoruz. Birçok sektörde iş birlikleri çoğunlukla etkinliklerle veya ikili ilişkilerle sınırlı kalıyor. Eksik olan ise içgörülerin, deneyimlerin ve gelişmelerin sürekli paylaşımına olanak tanıyacak bir yapıdır. APBA tam olarak bu noktaya odaklanıyor.
Dernek, birlikte sürekli bir bilgi ve etkileşim akışı oluşturan çeşitli girişimler başlattı. Bunlar arasında APBA Haftalık Bülteni, Global Polyurethane Directory’yi içeren PU Review dergisi ve sektör profesyonellerinin belirli konularda görüşlerini paylaştığı yapılandırılmış webinar programı yer alıyor. Buna ek olarak, üyeler arasında daha doğrudan etkileşim sağlamak amacıyla Polyurethane X adlı çevrim içi forum geliştiriliyor. Polyurethane Academy desteğiyle ise çevrim içi veya sınıf ortamında sunulabilecek yapılandırılmış bir eğitim programı oluşturuluyor. Tüm bu girişimlerin yanında, sektör gelişimlerine dair bakış açılarını paylaşmak amacıyla düzenli olarak makaleler yayımlanıyor. Bu faaliyetlerin amacı yalnızca içerik üretmek değildir. Asıl amaç, profesyonellerin güncel kalmasına ve birbirlerinden öğrenmesine yardımcı olacak sürekli bir bilgi paylaşım ritmi oluşturmaktır.
Bu yapıların ötesinde APBA, iş birliğine pratik bir yaklaşımı teşvik ediyor. Tartışmalar soyut teoriler yerine gerçek operasyonel zorluklar üzerine kuruluyor. Amaç, öğrenme süreçlerini kısaltmak ve değer zincirinin farklı bölümleri arasındaki uyumu geliştirmektir.
Bu anlamda APBA bir bağlayıcı rolü üstleniyor. İnsanları bir araya getiriyor; ancak daha da önemlisi, iş birliklerinin tesadüfi olmaktan çıkıp zaman içinde gelişmesini sağlayacak bir yapı oluşturuyor.
Önümüzdeki yıllarda poliüretan malzemelerde en hızlı büyümenin hangi uygulama alanlarında gerçekleşmesini bekliyorsunuz?
Poliüretandaki büyüme konuşulduğunda ilk refleks genellikle inşaat, yalıtım, otomotiv veya mobilya gibi uygulama alanlarını işaret etmek oluyor. Bu segmentlerin her biri kendi dinamikleriyle büyümeye devam edecektir. İnşaat enerji verimliliği ve kentleşmeyle, mobilya yükselen yaşam standartlarıyla, otomotiv ise ağırlık ve konfor gibi performans gereksinimleriyle bağlantılıdır.
Ancak büyümeye bu şekilde bakmak resmin yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Pratikte gördüğüm şey, poliüretandaki gerçek büyüme potansiyelinin yalnızca talebin bulunduğu alanlarla değil, şirketlerin bu talebi ne kadar etkili şekilde üretime, kârlılığa ve sürdürülebilir performansa dönüştürebildiğiyle belirlendiğidir.
Birçok poliüretan operasyonunda hâlâ verim artışı, atık azaltımı ve proses stabilitesi gibi alanlarda önemli ölçüde kullanılmamış potansiyel bulunuyor. Bunlar marjinal kazanımlar değildir. Bazı durumlarda verimde birkaç puanlık iyileşme sağlamak, büyük bir yatırım yapmadan yeni kapasite eklemekle aynı etkiyi yaratabiliyor.
Bu durum büyümeye bakış açısını değiştiriyor. Şirketlerin artık yalnızca pazarın nerede büyüyeceğini değil, mevcut operasyonlarıyla bu büyümenin ne kadarını gerçekten yakalayabileceklerini de sorgulamaları gerekiyor. Bu anlamda operasyonel performans doğrudan büyümenin itici gücü haline geliyor.
Aynı zamanda tedarik zinciri dayanıklılığı giderek daha önemli bir rol oynuyor. Son yıllar, poliüretan üretiminin hammadde, lojistik ve fiyatlama kaynaklı aksaklıklara karşı ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi. Tek bir tedarik yapısına bağımlı olan veya tedarik zincirinde sınırlı görünürlüğe sahip şirketler ciddi risk altında kalıyor.
Bu nedenle büyüme, dayanıklılıkla doğrudan bağlantılı hale geliyor. Daha güçlü tedarik stratejileri kurmuş, tedarikçileriyle daha iyi uyum sağlamış ve tedarik zinciri boyunca daha fazla şeffaflığa sahip şirketler, üretimi sürdürebilme ve pazar fırsatlarına yanıt verebilme açısından daha avantajlı konumdadır. Bunu başaramayan şirketler ise talep mevcut olsa bile zorlanacaktır.
Bir diğer önemli gelişme de değer zinciri boyunca daha fazla uyum ihtiyacıdır. Zincirin yalnızca bir bölümünü optimize etmek artık yeterli değildir. Hammadde tedarikçileri, sistem evleri, dönüştürücüler ve son kullanıcılar daha iyi hizalandığında, genel performansı iyileştirmek, verimsizlikleri azaltmak ve iyileştirmelerin uygulanmasını hızlandırmak mümkün hale geliyor. İşte bu noktada daha yapılandırılmış iş birliği modelleri devreye giriyor. Değer zinciri boyunca yetkinlikleri birbirine bağlayarak şirketler, silo mantığında çalışırken erişemeyecekleri bir değeri ortaya çıkarabiliyorlar.
Dolayısıyla inşaat, mobilya ve otomotiv gibi uygulama alanları büyümeye devam edecek olsa da, gerçek farkı yaratacak unsur şirketlerin operasyonel yönetim, dayanıklılık ve iş birliği konularını nasıl yönettikleri olacaktır. Pratikte büyümenin gerçekleşeceği alan tam olarak burasıdır.
Günümüzde Asya poliüretan sektörünü şekillendiren başlıca trendler nelerdir?
Temel trendlerden biri, Asya’nın yalnızca bir üretim üssü olmaktan çıkıp yetkinlik odaklı bir bölgeye dönüşmesidir. Teknik bilgi birikimi artıyor, yerel uzmanlık gelişiyor ve şirketler hem operasyonlara hem de pazarlara yaklaşım konusunda daha sofistike hale geliyor. Bu durum küresel poliüretan sektöründeki dengeleri değiştiriyor.
Aynı zamanda faaliyet ortamı daha değişken hale geldi. Hammadde fiyatları dalgalanıyor, tedarik zincirleri daha öngörülemez bir yapı kazanıyor ve dış faktörler operasyonlar üzerinde çok hızlı etkiler yaratabiliyor. Bu durum daha yapılandırılmış karar alma süreçleri ve daha güçlü iç sistemler gerektiriyor.
Bu nedenle dayanıklılık merkezi bir tema haline geliyor. Geçmişte verimlilik çoğu zaman temel odak noktasıydı. Günümüzde ise şirketlerin değişen koşullar altında faaliyetlerini sürdürebilmeleri de gerekiyor. Bu; alternatif tedarik seçeneklerine sahip olmayı, tedarik zinciri boyunca daha fazla görünürlük sağlamayı ve aksaklıklar yaşandığında hızlı adapte olabilmeyi içeriyor.
Bir diğer önemli unsur ise Asya’nın kendi içindeki çeşitliliğidir. Pazarlar olgunluk seviyesi, regülasyonlar ve müşteri beklentileri açısından büyük farklılıklar gösteriyor. Bir ülkede işe yarayan bir strateji başka bir ülkede aynı sonucu vermeyebiliyor. Bu farklılıkları anlayıp uyum sağlayabilen şirketler daha başarılı oluyor.
Bunun yanında, değer zinciri boyunca daha fazla iş birliğine yönelik kademeli bir geçiş yaşanıyor. Karmaşıklık arttıkça, izole optimizasyon yapmak zorlaşıyor. Şirketler ortaklarla çalışmanın, mümkün olan alanlarda bilgi paylaşmanın ve genel performansı artırmak için yetkinlikleri hizalamanın daha fazla değer yarattığını görmeye başlıyor.
Bu süreç kendiliğinden gerçekleşmiyor. Yapı, güven ve etkileşimi mümkün kılan bir platform gerektiriyor. APBA gibi girişimlerin rol oynayabileceği alanlardan biri de tam olarak budur.
Sürdürülebilirlik kimya sektörünün genelinde büyük bir odak noktası haline geldi. Bu dönüşüm poliüretan sektörünü nasıl etkiliyor?
Sürdürülebilirlik poliüretan sektörünü açık biçimde etkiliyor, ancak bu gelişim her bölgede aynı şekilde ilerlemiyor. Günümüzde sürdürülebilirliğin ele alınışı ve uygulanışı açısından belirgin bölgesel farklılıklar görüyoruz.
Avrupa’da sürdürülebilirlik büyük ölçüde regülasyonlar tarafından yönlendiriliyor. Karbon ayak izi takibi, döngüsellik ve genişletilmiş üretici sorumluluğu gibi alanlarda sürekli yeni girişimler, çerçeveler ve raporlama gereklilikleri ortaya çıkıyor. Bu girişimler dönüşümü hızlandırmayı amaçlasa da aynı zamanda ciddi bir karmaşıklık ve idari yük getiriyor. Birçok şirket için zamanın ve kaynakların önemli bir bölümü uyum süreçlerine, dokümantasyona ve regülasyonların yorumlanmasına ayrılıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ise durum farklı. Federal düzeyde sürdürülebilirlik odağı daha sınırlı ve politika yönü daha değişken. Paris Anlaşması’ndan çekilme veya bazı çevresel düzenlemelerin geri çekilmesi gibi gelişmeler, maliyet, rekabetçilik ve enerji bağımsızlığına öncelik veren bir yaklaşımı yansıtıyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik daha çok piyasa dinamikleri, kurumsal stratejiler ve eyalet bazlı girişimler tarafından şekilleniyor; tek ve tutarlı bir federal çerçeve tarafından değil.
Asya’da ise sürdürülebilirlik giderek daha fazla önem kazanıyor, ancak temel itici güç hâlâ maliyet ve büyüme olmaya devam ediyor. Sürdürülebilir alternatifler daha yüksek maliyet veya operasyonel karmaşıklık getirdiği sürece, benimsenme hızı ekonomik veya düzenleyici teşvikler olmadığı takdirde daha yavaş ilerliyor.
Bu durum küresel ölçekte bir dengesizlik yaratıyor. Farklı bölgelerde faaliyet gösteren şirketler, farklı beklentiler, maliyet yapıları ve regülasyon baskılarıyla karşı karşıya kalıyor. Bu ortamlar arasında strateji uyumu sağlamak giderek daha zor hale geliyor.
Aynı zamanda sürdürülebilirliğin uygulamadan çok konumlandırma odaklı bir konuya dönüşme riski de bulunuyor. Pratikte en hızlı ve ölçülebilir etki çoğu zaman operasyonel iyileştirmelerden geliyor. Atıkların azaltılması, verimin artırılması, proseslerin stabilize edilmesi ve enerji verimliliğinin geliştirilmesi hem çevresel etkiyi azaltıyor hem de maliyet performansını iyileştiriyor. Bunlar günlük operasyonlarda uygulanabilen ve doğrulanabilen somut adımlardır.
Bunun ötesinde sektör, geri dönüşüm teknolojileri ve alternatif hammaddeler üzerinde çalışmaya devam ediyor. Bu gelişmeler önemli olsa da endüstriyel ölçekte güvenilir şekilde çalışmaları gerekiyor. Performans, güvenlik ve tutarlılık temel unsurlar olmaya devam ediyor ve çözümler gerçek operasyon koşullarında bu gereksinimleri karşılamalıdır. Dolayısıyla poliüretan sektörü için temel zorluk, hedeflerle uygulanabilirlik arasında denge kurmaktır. İlerleme yalnızca teknik olarak mümkün değil, aynı zamanda ekonomik açıdan uygulanabilir ve operasyonel olarak sağlam çözümlere bağlı olacaktır.
