İklim Değişikliği Binaların İklimlendirme Tasarımını Değiştiriyor

İklim Değişikliği Binaların İklimlendirme Tasarımını Değiştiriyor
  • 26.08.2026

Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi’nin 2026 araştırması, dünyada 48 milyon kişinin termal konfor için yüksek enerji ihtiyacı bulunan bölgelerde yaşadığını ortaya koyuyor. Bu sayının 2100 yılına kadar iki ila üç katına çıkabileceği öngörülürken, değişen iklim koşulları binaların ısıtma ve soğutma sistemlerinin tasarım kriterlerini de yeniden şekillendiriyor.

İklim değişikliği, binaların ısıtma ve soğutma ihtiyaçlarını değiştirirken, iklimlendirme sistemlerinin kapasite ve sistem seçimlerinde kullanılan kriterlerin de yeniden değerlendirilmesini gündeme getiriyor.

Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi (JRC) tarafından 2026 yılında yayımlanan araştırma, dünya genelinde 2 milyardan fazla binayı değerlendiriyor. Araştırmaya göre binaların yaşı ve mimari özelliklerinin yanı sıra yerel iklim koşulları ile ısıtma ve soğutma sistemlerinin verimliliği, termal konfor için gereken enerji miktarını etkileyen temel faktörler arasında bulunuyor.

İklimlendirme sektöründe faaliyet gösteren Form Şirketler Grubu da değişen iklim koşullarının proje tasarım süreçlerinde daha fazla dikkate alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

Geleceğin ısı yüklerinin bugünden hesaplanması gerekiyor
Form Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, iklimlendirme projelerinde geçmiş iklim verilerinin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, değişen dış hava koşullarında sistemlerin göstereceği performansın da tasarım hesaplarına dahil edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Form’un mühendislik yaklaşımında sistem kapasitesi yalnızca binanın alan büyüklüğüne göre belirlenmiyor. Yapının güneş alma yönü, cam yüzeylerinin büyüklüğü, kullanım yoğunluğu, içeride ısı üreten ekipmanlar ve çalışma süreleri gibi faktörler de iklimlendirme ihtiyacının belirlenmesinde dikkate alınıyor.

Proje aşamasında bu değişkenlerin birlikte değerlendirilmesi, gereğinden yüksek veya yetersiz kapasitede sistem seçimlerinin önüne geçilmesine yardımcı olurken enerji tüketimi, iç ortam konforu ve sistemlerin uzun vadeli performansı açısından da önem taşıyor.

Yeni yapılarda bu parametrelerin tasarım sürecine dahil edilmesi, mevcut yapılarda ise değişen kullanım koşulları ve iklim verileri doğrultusunda ihtiyaçların yeniden değerlendirilmesi öne çıkan mühendislik yaklaşımları arasında yer alıyor.

İklimlendirme sistemlerinde proje bazlı yaklaşım öne çıkıyor
Form Şirketler Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Form MHI Klima Sistemleri ve Form Endüstri Ürünleri, farklı yapı tipleri ve kapasite ihtiyaçlarına yönelik iklimlendirme çözümleri sunuyor.

Form MHI Klima Sistemleri; VRF, split, multi split, profesyonel klima sistemleri ve ısı pompalarıyla konut ve ticari yapılara yönelik çözümler geliştiriyor. Özellikle ticari uygulamalarda alan ölçümü, ısı yükü ve kullanım profilinin birlikte değerlendirilmesi, doğru kapasite ve sistem seçiminin önemli unsurları arasında bulunuyor.

Form Endüstri Ürünleri ise ticari ve endüstriyel merkezi iklimlendirme uygulamalarında faaliyet gösteriyor. Şirketin çözüm portföyünde soğutma grupları, ısı pompaları, klima santralleri, fancoiller, ısı geri kazanım cihazları, soğutma kuleleri ve rooftop paket klima sistemleri yer alıyor.

Otel, hastane, ticari yapı ve üretim tesisi gibi farklı kullanım koşullarına sahip projelerde sistem seçimleri; iç hava kalitesi, enerji verimliliği, kesintisiz çalışma ihtiyacı ve yapının farklı bölümlerindeki ısı yükleri dikkate alınarak gerçekleştiriliyor.

“İklim dayanıklılığı tasarım aşamasında ele alınmalı”
İklim değişikliğinin iklimlendirme mühendisliği üzerindeki etkisini değerlendiren Form Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, binaların gelecekte karşılaşabileceği koşulların tasarım aşamasından itibaren dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Korun, “İklim koşulları değiştikçe binaların ısıtma ve soğutma ihtiyaçları da değişiyor. Daha uzun süren sıcak dönemler, farklılaşan soğutma yükleri ve artan enerji ihtiyacı, iklimlendirme sistemlerinin geçmişteki kabullerle tasarlanmasını giderek zorlaştırıyor.” dedi.

Doğru kapasitenin belirlenmesinde yapının konumu, kullanım biçimi, ısı yükleri, çalışma koşulları ve yeni iklim değerlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Korun, iklim dayanıklılığının sistem kurulumu sonrasında değil, tasarım aşamasında ele alınması gerektiğini vurguladı.

Korun, gelecekte oluşabilecek yük değişimlerinin de mühendislik hesaplarının bir parçası haline gelmesi gerektiğini belirterek, “60 yılı aşkın mühendislik birikimimizle iklimlendirme sistemlerinin yalnızca bugünün konfor ihtiyacına göre değil, yapıların uzun vadede karşılaşabileceği koşulları da gözeterek ele alınmasını önemsiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Önümüzdeki dönemde iklimlendirme sektörünün önemli gündemlerinden birinin, değişen iklim koşullarında konfor ve enerji verimliliğini birlikte sürdürebilen sistemler geliştirmek olması bekleniyor.

Yazıyı Paylaş