Diyabet ile yaşayan insan sayısının 2030 yılına kadar 578 milyona çıkması bekleniyor. Dünya genelinde 460 milyondan fazla insan risk altında. COVID-19 hastaları için yüksek risk oluşturan diyabete karşı erken teşhis, teste erişim, hayat tarzında yapılabilecek ufak değişiklikler büyük farklar yaratıyor.
Abbott, Dünya Diyabet Günü’nde ciddi bir küresel salgını olarak kabul edilen diyabet hastalığına dikkat çekti. Günümüzde milyonlarca insanı etkileyen diyabet, Türkiye'de de ciddi bir kronik hastalık olarak öne çıkıyor. Son 1,5 yılı aşkın süredir dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınında diyabet hastalarının yüksek risk grubunda yer alması hastalığın önemine bir kez daha işaret etti.
Diyabet (Şeker Hastalığı) nedir?
Diyabet, halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen pankreasın vücut için yeterli miktarda insülin üretememesi veya insülinin vücut tarafından etkili bir şekilde kullanılamaması sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır.
Diyabet hastalığının birden fazla türleri bulunmaktadır. Örneğin; TİP1 diyabette vücudun doğal olarak insülin üretimi azalır. Tip 2 diyabet (Gestasyonel diyabet) türünde ise vücut insülinin etkisine karşı direnç geliştirir. Bunun sonucunda kan şekerinin yükselmesi yanihiperglisemi ortaya çıkar. Tam olarak orata çıkmayan şeker hastalığı türün ise gizli şeker veya pre-diyabet olarak ifade edilir.
Diyabet (Şeker Hastalığı) belirtileri nelerdir?
Diyabet rahatsızlığı olan kişilerde genel olarak üç temel belirti görülür. Bunlar arasında; doymama hissi, sık idrara çıkma, ağızda kuruluk ve tatlılık hissine bağlı olarak aşırı su içme isteği bulunur.
Diyabet hastası olan kişilerde görülen diğer belirtiler ise şöyle:
- Halsizlik ve yorgunluk hissi
- Hızlı ve istemsiz kilo kaybı
- Bulanık görme
- Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma şeklinde rahatsızlık hissi
- Yaraların normalden daha geç iyileşmesi
- Ciltte kuruluk ve kaşıntı
- Ağızda aseton benzeri koku oluşumu
TİP 1 diyabet nedir?
Tip 1 Şeker Hastalığı veya Tip 1 diyabet, vücudun kan şekerini kontrol etmek için yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi anlamına gelir. Bu durumda kandaki şeker (glikoz) seviyesi yükselir. Tip 1 diyabet türünde kan şekeri değerini kontrol altına almak için günlük insülin enjeksiyonlarına ihtiyaç duyulur.
Tip 1 diyabet genel olarak erken yaşlarda görülür. Tip 1 diyabet, vücudun bağışıklık sisteminin pankreasın insülin üreten hücrelerine saldırması sonucunda ortaya çıkar. Tip 1 şeker hastalığı diyabetik ketoasidoza olarak da ifade edilen DKA'ya neden olabilir. DKA, vücutta ciddi insülin eksikliği olduğunda ortaya çıkar.
Enerji için şeker kullanamayan vücut, bunun yerine vücutta bulunan depolanmış yağdan faydalanmaya başlar. Depolanmış yağ vücut tarafından kullanılırken geriye ketonlar adı verilen kimyasallar bırakılır.
TİP 2 diyabet nedir?
Tip 2 diyabet, kanda olan şeker (glikoz) seviyesinin çok yüksek olmasına neden olan ve yaygın olarak görülen bir durumdur. Tip 2 diyabet türünün belirtileri vücutta her zaman kötü etkiler göstermemesi nedeni ile kolaylıkla fark edilmeyebilir.
Bu diyabet türü, hücrelerin normal olarak üretilen insüline karşı direnç kazanması, bu nedenle de kandaki şekerden faydalanamaması durumudur. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam tarzı, stres, ailede şeker hastalığı görülmesi ve ilerleyen yaş Tip 2 diyabetin nedenleri arasındadır.
Tip 2 diyabet hastalığında normalde görülen aşırı susama, sık idrara çıkma ve yorgunluk gibi semptomların yanı sıra kalp ve sinirlerle ilgili ciddi sorunların ortaya çıkması ihtimalini arttırır. Kişinin günlük yaşamını hayat boyu etkileyen Tip 2 diyabet, kontrol altına alınması için diyet değişikliği, ilaç kullanımı ve düzenli tıbbi kontroller gerektirebilir.
Diyabet önlenebilir mi?
Diyabet kontrolünde iyi bir tedavinin ve tedaviye uyumun iyi sonuçlar verdiği biliniyor. Diyabet tanısı koyulduktan sonra önlem, diyabetik komplikasyonların düzenli izlenmesini ve önlenmesini içeriyor. Fakat diyabetin ortaya çıkmadan önlenmesi, riskli kişilerin diyabetten korunması da mümkün.
Günümüzde diyabeti önlemek amacı ile yapılan önemli çalışma sonuçları eğitim, yaşam tarzı değişikliklerinin yani sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve düzenli egzersiz ile diyabet görülme sıklığının yüzde 58 oranında azaltılabildiğini gösteriyor.
Diyabet takibinde kullanılan yöntemler ve karşılaşılan zorluklar
Kan şekeri takibi, şekerin kontrol altında tutulabilmesi için diyabet bakımının temel bir bileşenini oluşturuyor. Diyabetin erken teşhisi ve etkili tedavisi, özellikle şeker seviyelerinin sürekli takip edilip kontrol altında tutulması, komplikasyon görülme oranlarını azaltarak; komplikasyonların neden olduğu maliyetleri sınırlamaya ve kişilerin yaşam kalitesinin iyileştirilmesine olanak sağlar.
Teşhis ve tedavi sürecinde düzenli kan ölçümleri gerçekleştiriliyor. Günümüzde diyabet takibinde sıklıkla kullanılan yöntemler, diyabet hastalarının ölçüm anındaki glukoz durumunu veren, laboratuvarlarda yapılan açlık ve tokluk kan şekeri ölçümleri, yaklaşık son üç aydaki glukoz değerlerinin bir ortalamasını veren HbA1c testi ve günlük hayat sırasında herhangi bir anda parmak delerek ölçüm anındaki kapiller kan şekeri değerini gösteren glukometreler aracılığıyla ile sağlanan “anlık” glukoz ölçümleridir.
Günümüzde insanlar, çoğunlukla sadece anlık şeker sonuçlarını gösteren parmak delme yöntemiyle şekerlerini kontrol ediyorlar. Ancak parmak delerek yapılan şeker ölçümünde yaşanan acı ve zorluklar gerekenden daha az ölçüm yapılmasına ve diyabet yönetiminin istenilen düzeyde gerçekleşememesine sebep oluyor.
Ayrıca sadece anlık şeker değerlerini gösterdiği için gün içerisinde gerçekleştirilen aktivitelere ya da beslenme sonucuna göre şekerin nasıl bir trendde ilerlediği ve değişkenlik gösterdiği gözlemlenemiyor.
Diyabetle mücadelede yeni bir dönem
Parmak delmeye gerek kalmadan kolun üst arka bölgesine uygulanan bir şeker ölçüm sensörü ile gün boyu şeker seviyesi ölçülebilir. Sensörler kan glikoz seviyelerini değil hücreler arası sıvı glikoz seviyelerini ölçer.
Bu ölçüm yönteminin parmak delerek yapılan ölçümlere alternatif olarak kullanılabileceği onaylanmıştır. Bu sensörler ile sadece “anlık” şeker değeri değil gece ve gündüz boyunca gerçekleşen tüm şeker trendi görülebilir.
Bu da günlük aktiviteler esnasında koşarken, yemekten hemen sonra, açken, uyurken) şekerin sürekli takibi anlamına gelir. Sonuçlar, sistemde kaydedilerek, glikoz değişkenliği raporu gibi detaylı ve kolay anlaşılır raporlar oluşturulur.
Günümüzde teknolojinin geldiği noktayı düşündüğümüzde, sık kontrol ve düzenli takip gerektiren diyabet hastalığı özelinde geliştirilen mobil uygulamalar ve dijital ortamlarda oluşturulan çözümler büyük önem arz ediyor.
Böylece diyabetli yetişkinler ve çocuklar, zorlanmadan, acı çekmeden ve gerektiği kadar ölçüm yaparak ve bu ölçüm sonuçlarını rahatlıkla paylaşarak ve hekimleriyle analiz ederek diyabetlerini daha etkili yönetebiliyor, diyabetin yol açabileceği komplikasyonları engelleyebiliyor.
Öte yandan tele-tıp ve tele-izleme uygulamaları, uzun yıllardır insanların uzaktan bakım ve izlenmesinde büyük fayda sağlıyor. Özellikle COVID-19 pandemisi döneminde bu sistemler de bir kez daha test edilmiş oldu.
Sürekli glikoz izleme sistemlerini kullanan kişilerin glikoz verileri, sağlık uzmanları tarafından uzaktan değerlendirilebiliyor, bu da yerleşik ve yaygın tele-sağlık araçları ve diyabet dijital sağlık ekosistemleri aracılığıyla glisemik performansın objektif olarak tartışılmasını ve tedavisini kolaylaştırıyor.