Röportaj : B. Serhat Cengiz
Reach Global Services (RGS) Direktör Yardımcısı Hilal Sevinç ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, AB REACH ve Türkiye KKDİK başta olmak üzere kimyasal mevzuatların sektördeki stratejik önemini ele aldık. Sevinç, RGS’nin 69 ülkeye yayılan danışmanlık tecrübesini aktarırken; Yeşil Mutabakat ve SKDM gibi yeni düzenlemelerin Türk kimya ihracatçıları için sunduğu fırsatlara ve risklere ışık tutuyor.
Öncelikle sizi ve Reach Global Services’ı (RGS) okuyucularımız için tanıyabilir miyiz? Kuruluş hikâyeniz, faaliyet alanlarınız ve kimya sektörüne sunduğunuz temel hizmetler hakkında bilgi verir misiniz?
13 yılı aşkın süredir Avrupa Birliği ve Türkiye kimyasal mevzuatları alanında çalışıyorum. Kimya mühendisliği eğitiminin ardından Galatasaray Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansımı tamamladım. Kariyerim boyunca uluslararası şirketlere REACH, KKDİK ve diğer kimyasal mevzuatlar kapsamında danışmanlık sundum. Bugün RGS Şirketler Grubu’nda Direktör Yardımcısı olarak görev yapıyorum.
Merkezi Brüksel’de bulunan RGS, Avrupa Birliği (AB) REACH Tüzüğü, AB Kozmetik Regülasyonu ve Türk Kimyasal Mevzuatları alanında uzun yıllara dayanan deneyimiyle profesyonel danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Şirketimiz, 2008 yılında İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçılar Birliği (İKMİB) girişimiyle, Türk üretici, ithalatçı ve ihracatçılarına destek sağlamak amacıyla kurulmuştur. Bu girişim, REACH’e uyum amacıyla ticari, fikrî ve sınai mahrem bilgilerini yabancı Tek Temsilci danışman firmalarla paylaşmaktan çekinen kimyevi madde ihracatçılarımız için güvenilir ve rahatlatıcı bir çözüm teşkil etmiştir.
RGS Şirketler Grubu olarak, alanında uzman ve deneyimli kadromuz ile 2008 yılından bu yana 69 ülkede, 1600’ün üzerinde üreticiye kimyasal mevzuatlara uyum konusunda profesyonel danışmanlık hizmetleri sunmaktayız.
RGS, global kimya sektörüne AB REACH Tüzüğü ve Türk KKDIK Yönetmeliği kapsamında Tek Temsilcilik, SIEF/Konsorsiyum yönetimi, kayıt işlemleri ile Güvenlik Bilgi Formu (GBF) ve Kimyasal Güvenlik Raporu hazırlanması gibi konularda hizmet vermektedir. Ayrıca, AB ve Türkiye dışında Japonya, Kore, Çin ve Tayvan kimyasal mevzuatları kapsamında da güvenilir yerel partnerleri aracılığıyla danışmanlık desteği sağlamaktadır.
RGS, 2008 yılında kurulan Avrupa merkezli Tek Temsilciler Birliği - ORO (Only Representative Organisation) kurucu üyeleri arasında yer almakta olup, aynı zamanda Yönetim Kurulu üyesidir. ORO, REACH kapsamında Tek Temsilci hizmet standartlarını ve mesleki kılavuzları belirleyen ve kâr amacı gütmeyen bir Avrupa meslek kuruluşudur. Bu sıfatla ORO, ECHA’nın istişari paydaş kuruluşları arasında yer almaktadır. RGS, ORO’nun AB hizmet standartlarını diğer küresel kimyasal mevzuatlara da uygulamakta; en başta Türkiye’nin KKDİK ve SEA mevzuatına ilişkin sunduğu hizmetlerde aynı kalite ve uyum yaklaşımını benimsemektedir.
RGS, Avrupa Birliği REACH Tüzüğü ile Türkiye’deki KKDİK başta olmak üzere birçok kimyasal mevzuat alanında danışmanlık sunuyor. Son yıllarda firmaların uyum süreçlerinde en sık karşılaştığı zorluklar nelerdir?
Son yıllarda firmaların en çok zorlandığı konuların başında mevzuatların giderek daha kapsamlı hale gelmesi ve sürekli güncellenmesi geliyor. Özellikle REACH ve KKDİK kapsamında veri erişimleri, tedarik zincirindeki bilgi akışının sağlanması ve kayıt süreçlerinin eksiksiz yönetilmesi ciddi bir koordinasyon gerektiriyor. Birçok firma yalnızca kendi faaliyetlerini değil, küresel tedarik zincirindeki paydaşlarının uyumunu da yönetmek durumunda kalıyor. Bu da teknik uzmanlığın yanı sıra güçlü bir proje yönetimi ve mevzuat takibini zorunlu kılıyor.
Kimya ihracatında mevzuata uyum, rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir unsur haline geldi. Türk kimya sanayisinin Avrupa Birliği pazarındaki konumunu ve mevzuat uyumluluğu açısından gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunun altını çizelim: REACH veya KKDİK mevzuatlarına uyum sıradan bir idari formalite (angarya) değildir. Tam aksine bu uyum uluslararası kimya pazarında bir rekabet aracıdır. Daha da açarsak, AB, Türk kimya sektörü için en önemli ihracat pazarlarından biri olmaya devam ediyor. Dolayısıyla AB mevzuatına uyum yalnızca bir yasal gereklilik değil, pazara erişimin ve uluslararası rekabet gücünün temel şartlarından biri haline geldi. Son yıllarda Türk kimya sanayiinin bu konuda önemli bir gelişim gösterdiğini gözlemliyoruz. Özellikle büyük ve ihracat odaklı firmalar, REACH ve sektöre özel düzenlemelere uyum konusunda ciddi yatırımlar yapıyor. Ancak sürdürülebilirlik hedefleri ve kimyasal regülasyonlardaki güncellemeler nedeniyle uyum süreçlerinin dinamik bir yaklaşımla ve kesintisiz olarak yönetilmesi gerekiyor. Bununla birlikte, firmaların mevzuata bakış açısında olumlu bir değişim olduğunu görüyoruz. Uyum süreçleri artık yalnızca denetimlerden geçmek için yürütülen faaliyetler olarak değil, müşteri güvenini artıran, tedarik zincirine entegrasyonu kolaylaştıran ve yeni pazarlara erişimi destekleyen stratejik bir unsur olarak değerlendiriliyor. Biz RGS olarak, Türk kimya sektörünün bu dönüşüm sürecinde güçlü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz. Doğru teknik danışmanlık, etkin proje yönetimi ve proaktif bir uyum yaklaşımıyla firmalar, Avrupa Birliği pazarındaki rekabet güçlerini daha da artırabilir ve değişen regülasyonlara güvenle uyum sağlayabilirler.
Avrupa Yeşil Mutabakatı, SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması), GPSR ve benzeri yeni düzenlemeler sektör için hangi yeni yükümlülükleri ve fırsatları beraberinde getiriyor? Firmaların bugünden hangi hazırlıkları yapması gerekiyor?
Avrupa Birliği’nin hayata geçirdiği Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında devreye alınan SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması), GPSR (Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü) ve diğer yeni düzenlemeler, şirketler için yalnızca ilave yükümlülükler değil, aynı zamanda önemli dönüşüm fırsatları sunuyor. Biz RGS olarak tüm bu mevzuatları takip ediyoruz ve ilgili hizmetleri portföyümüze kattık. Artık firmalardan yalnızca ürünlerinin güvenliğini veya kimyasal mevzuata uygunluğunu sağlamaları değil; karbon ayak izlerini ölçmeleri, tedarik zincirlerini daha şeffaf hale getirmeleri, sürdürülebilirlik performanslarını belgelemeleri ve ürün yaşam döngüsünü daha kapsamlı bir bakış açısıyla yönetmeleri bekleniyor. Bu da uyum süreçlerinin çevresel, teknik ve ticari boyutlarıyla birlikte ele alınmasını gerektiriyor.
GPSR ile birlikte ürün güvenliği, izlenebilirlik, teknik dokümantasyon ve piyasa gözetimi konuları daha fazla önem kazanırken; SKDM ise karbon emisyonlarının raporlanmasını ve zamanla maliyet unsuru haline gelecek karbon yükümlülüklerinin yönetilmesini zorunlu kılıyor. Bu nedenle firmaların yalnızca mevcut mevzuata değil, gelecekte yürürlüğe girecek düzenlemelere de bugünden hazırlıklı olmaları gerekiyor. RGS olarak önerimiz, şirketlerin uyum süreçlerini reaktif bir yaklaşımla değil, stratejik bir yol haritası doğrultusunda planlamalardır. Mevzuat takibi, veri yönetimi, tedarik zinciri analizi, karbon hesaplamaları ve teknik dokümantasyon gibi alanlarda bugünden yapılacak yatırımlar, gelecekte hem uyum maliyetlerini azaltacak hem de Avrupa pazarındaki rekabet avantajını güçlendirecektir.
Özellikle KOBİ ölçeğindeki kimya firmalarının KKDİK, REACH ve SEA gibi düzenlemelere uyum konusunda en fazla ihtiyaç duyduğu destek alanları nelerdir? Bu süreçte doğru bir danışmanlık hizmetinin sağlayacağı avantajlar nelerdir?
KOBİ’ler için en önemli zorluklardan biri, teknik bilgiye erişim ile sınırlı insan ve zaman kaynaklarını aynı anda yönetebilmek. REACH, KKDİK ve SEA gibi düzenlemeler yalnızca kayıt veya bildirim süreçlerinden ibaret değil; veri yönetimi, tedarik zinciri iletişimi, sınıflandırma, etiketleme, güvenlik bilgi formları ve mevzuatın sürekli takibini kapsayan bütüncül bir uyum süreci gerektiriyor.
Özellikle birçok KOBİ bünyesinde yalnızca regülasyonlardan sorumlu ayrı bir ekip bulunmadığı için, bu süreçlerin günlük idari operasyonlarla birlikte yürütülmesi önemli bir yük oluşturabiliyor. Bu nedenle firmalar en çok teknik danışmanlık, mevzuat yorumlama, dokümantasyon yönetimi ve proje koordinasyonu konularında desteğe ihtiyaç duyuyor.
Doğru danışmanlık hizmeti ise yalnızca mevcut yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamıyor; aynı zamanda olası risklerin önceden tespit edilmesine, maliyetlerin optimize edilmesine ve süreçlerin daha verimli yönetilmesine katkı sunuyor. Biz RGS olarak müşterilerimizi yalnızca mevzuata uyum sağlayan firmalar haline getirmeyi değil, değişen regülasyonlara hızlı adapte olabilen sürdürülebilir uyum sistemleri oluşturmalarını hedefliyoruz.
RGS’nin uluslararası deneyimi ve farklı ülkelerde yürüttüğü projelerden edindiği birikim doğrultusunda, önümüzdeki dönemde küresel kimyasal mevzuatlarında öne çıkmasını beklediğiniz başlıca eğilimler nelerdir?
Küresel ölçekte en belirgin eğilim, kimyasal mevzuatlarının giderek daha entegre, dijital ve sürdürülebilirlik odaklı bir yapıya dönüşmesi. Artık yalnızca kimyasalın güvenliği değil; ürünün yaşam döngüsü, karbon ayak izi, döngüsel ekonomi prensipleri ve tedarik zinciri şeffaflığı da regülasyonların önemli bir parçası haline geliyor.
Avrupa Birliği bu dönüşümün öncüsü konumunda olsa da benzer yaklaşımların birçok ülkede yaygınlaştığını görüyoruz. Dijital ürün pasaportları, PFAS gibi belirli madde gruplarına yönelik daha kapsamlı kısıtlamalar, mikroplastikler, sürdürülebilir ürün tasarımı ve veri paylaşımına yönelik yeni gereklilikler önümüzdeki dönemde sektörün en önemli gündem başlıkları arasında yer alacak. Uluslararası projelerde edindiğimiz deneyim bize gösteriyor ki, gelecekte başarılı olacak firmalar yalnızca mevzuat değişikliklerine uyum sağlayanlar değil; bu değişimleri önceden öngörerek iş süreçlerine entegre edenler olacak.
Son olarak, Turkchem Kimya Endüstrisi Dergisi aracılığıyla kimya sanayicilerine ve sektör profesyonellerine iletmek istediğiniz mesaj nedir? Önümüzdeki dönemde firmaların sürdürülebilir büyüme ve uluslararası pazarlarda başarı için hangi konulara öncelik vermelerini tavsiye edersiniz?
Kimya sektörü, küresel dönüşümün en hızlı yaşandığı sektörlerden biri. Bu nedenle firmaların regülasyonları yalnızca yerine getirilmesi gereken yükümlülükler olarak değil, inovasyonu, sürdürülebilirliği ve uluslararası rekabetçiliği destekleyen stratejik araçlar olarak değerlendirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde başarı sağlayacak şirketler; mevzuat uyumunu erken aşamada planlayan, dijitalleşmeye yatırım yapan, sürdürülebilirlik hedeflerini iş stratejilerine entegre eden ve tedarik zincirlerini daha şeffaf hale getiren şirketler olacak. Özellikle Avrupa Birliği pazarında faaliyet gösteren veya bu pazarı hedefleyen firmalar için proaktif hareket etmek her zamankinden daha büyük önem taşıyor.
Turkchem Kimya Endüstrisi Dergisi aracılığıyla tüm sektör paydaşlarına mesajımız, değişimi bir maliyet riski olarak değil, yeni fırsatlar yaratacak bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmeleridir. Doğru bilgi, doğru iş birlikleri ve uzun vadeli bir bakış açısıyla Türk kimya sektörünün küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz.