Kötü Ağız Hijyeni Baş-Boyun Kanseri Riskini Artırabilir

Kötü Ağız Hijyeni Baş-Boyun Kanseri Riskini Artırabilir
  • 01.09.2026

Baş-boyun kanserlerinin gelişiminde tütün kullanımı ve HPV enfeksiyonunun yanı sıra ağız ve diş sağlığı da önem taşıyor. Uzmanlar, kötü ağız hijyeni, kronik tahriş ve bakımsız dişlerin bazı ağız kanserleriyle ilişkilendirildiğine dikkat çekerken, iki-üç haftadan uzun süren belirtilerin KBB uzmanı tarafından değerlendirilmesini öneriyor.

Baş-boyun kanserleri, ağız, boğaz ve gırtlak gibi bölgelerin iç yüzeyini kaplayan hücrelerden kaynaklanabiliyor. Yaşam tarzı alışkanlıklarının önemli rol oynadığı hastalık grubunda tütün kullanımı, HPV enfeksiyonu ve ağız sağlığı öne çıkan risk faktörleri arasında yer alıyor.

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 900-950 bin kişide baş-boyun kanseri görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Emre Üstündağ, özellikle uzun süreli tütün kullanımının risk üzerindeki etkisine dikkat çekti.

Üstündağ, “Kullanılan sigara miktarı ve kullanım süresi arttıkça risk de artıyor. Özellikle HPV-16 tipi, bademcik ve dil kökünü kapsayan orofarenks kanserleriyle ilişkilendiriliyor. Uzun süre sigara kullananların, HPV enfeksiyonu taşıyanların, daha önce baş-boyun kanseri geçirenlerin ve 40 yaş üzerindeki bireylerin daha dikkatli olması gerekiyor. Hastalık çoğunlukla 50 yaş üzerinde görülse de HPV ile ilişkili kanserlere daha genç yaşlarda da rastlanabiliyor” dedi.

Tütün kullanımı ve ağız sağlığı önemli
Baş-boyun kanserlerinden korunmada tütün ürünlerinden uzak durmanın temel önlemlerden biri olduğunu vurgulayan Üstündağ, sigara, pipo, puro ve dumansız tütün ürünlerinin özellikle ağız boşluğu, gırtlak ve yutak kanserleriyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu belirtti.

Tütün kullanım süresi ve miktarının artmasıyla riskin yükseldiğini ifade eden Üstündağ, sigaranın bırakılmasıyla bu riskin zaman içerisinde belirgin şekilde azalabildiğine dikkat çekti.

Ağız ve diş sağlığının da korunmada önemli olduğunu belirten Üstündağ, “Kötü ağız hijyeni, kronik tahriş ve bakımsız dişler bazı ağız kanserleriyle ilişkilendirildiği için düzenli diş hekimi kontrolleri, iyi ağız bakımı ve uygun protez kullanımı koruyucu önlemler arasında yer alıyor” dedi.

İki-üç haftadan uzun süren belirtiler göz ardı edilmemeli
Baş-boyun kanserlerinin farklı bölgelerde farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Üstündağ, özellikle uzun süre devam eden şikâyetlerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Ağız içinde iyileşmeyen yaralar, beyaz veya kırmızı plaklar, dilde ya da ağız tabanında sertlik ve kitle, yutma güçlüğü, ağrılı yutkunma, boğazda takılma hissi ve uzun süren ses kısıklığı başlıca belirtiler arasında yer alıyor.

Bunun yanı sıra boyunda ağrısız ve giderek büyüyen kitle, antibiyotik tedavisine rağmen geçmeyen şişlik, tek taraflı burun tıkanıklığı, tekrarlayan burun kanaması, yüzde uyuşma veya şişlik de değerlendirilmesi gereken bulgular arasında bulunuyor.

Erişkinlerde yapılan kulak muayenesinde herhangi bir sorun saptanmamasına rağmen devam eden, nedeni açıklanamayan tek taraflı kulak ağrısının da önemsenmesi gerektiğini belirten Üstündağ, bu belirtilerden herhangi birinin iki-üç haftadan uzun sürmesi halinde KBB uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti.

Görüntüleme yöntemleri tanı ve tedavi sürecine yön veriyor
Baş-boyun kanserlerinde doğru ve erken tanının tedavi planlaması açısından kritik olduğunu belirten Üstündağ, farklı görüntüleme yöntemlerinin hastalığın yayılımının değerlendirilmesinde kullanıldığını söyledi.

Bilgisayarlı tomografi (BT) tümörün boyutunun, çevre dokulara yayılımının ve kemik tutulumunun değerlendirilmesine yardımcı olurken, manyetik rezonans görüntüleme (MR) özellikle dil, ağız tabanı, nazofarenks ve kafa tabanı gibi yumuşak dokuların ayrıntılı incelenmesini sağlıyor.

PET-BT, gizli lenf nodu tutulumlarının ve uzak metastazların araştırılmasında kullanılırken, ultrasonografi lenf bezlerinin değerlendirilmesi ve biyopsiye rehberlik edilmesinde rol oynuyor.

Kesin tanı için şüpheli dokudan örnek alınması gerektiğini belirten Üstündağ, lezyonun bulunduğu bölgeye göre endoskopik biyopsi, ince iğne aspirasyon biyopsisi veya daha büyük doku örneği alınmasını sağlayan “tru-cut” biyopsi yöntemlerinin kullanılabildiğini aktardı.

Yapay zekâ tanı süreçlerinde yeni olanaklar sunuyor
Baş-boyun kanserlerinin tanı ve değerlendirilmesinde yapay zekâ teknolojilerinin de gelecekte daha fazla rol üstlenmesi bekleniyor.

Henüz her merkezde rutin olarak kullanılmasa da özellikle patoloji ve görüntüleme alanlarında gelişen yapay zekâ uygulamaları sayesinde dijital ortama aktarılan doku örneklerinin daha ayrıntılı analiz edilmesi mümkün hale geliyor.

Bu teknolojilerin gelecekte tümörün özelliklerinin ve saldırganlık potansiyelinin belirlenmesine katkı sağlayabileceği öngörülüyor.

Yazıyı Paylaş

BÖLÜM SPONSORU