Gıda Sektöründe Yeni Standart: Trans Yağsız Üretim ve GE – 3-MCPD Regülasyonlarına Uyum

Gıda Sektöründe Yeni Standart: Trans Yağsız Üretim ve GE – 3-MCPD Regülasyonlarına Uyum
  • 20.01.2026

Tüketici sağlığına yönelik artan küresel hassasiyet, gıda etiketlerinde köklü bir değişimi beraberinde getiriyor. Gıda üreticileri, kardiyovasküler sağlık üzerinde risk oluşturduğu bilimsel olarak kanıtlanan yapay trans yağları formülasyonlarından çıkarırken, ürün dayanıklılığı ve raf ömrü açısından uygun bitkisel yağ alternatiflerine yöneliyor.

Son yıllarda hem tüketici talepleri hem de yasal düzenlemeler doğrultusunda önemli bir dönüşüm geçiren sektör, özellikle Türkiye’de 2026 itibarıyla tam kapsamlı olarak yürürlüğe girecek GE (Glisidil Ester) ve 3-MCPD bulaşanlar regülasyonlarına hazırlık sürecini yönetiyor. Bu düzenlemeler, yalnızca piyasaya sunulan bitkisel yağları değil, bu yağlar kullanılarak üretilen tüm gıda ürünlerini de kapsıyor. Uzmanlar bu noktada kritik sorunun altını çiziyor: Hem trans yağsız hem de yeni mevzuata tam uyumlu üretim nasıl sağlanacak?

Çözüm: Doğal Olarak Stabil Yağ Formülasyonları
Trans yağ oluşumunun temel nedeninin hidrojenasyon süreci olduğunu hatırlatan uzmanlar, oda sıcaklığında doğal olarak yarı katı yapıda bulunan bitkisel yağların bu ihtiyaca yanıt verdiğini belirtiyor. Özellikle palm yağı, kimyasal sertleştirme gerektirmeden ürünlerde istenen doku, kıvam ve dayanıklılığı sağlayabilmesi nedeniyle öne çıkıyor.

Palm yağını farklılaştıran en önemli unsur ise doğal formunda bulunan ve güçlü bir E vitamini türü olarak bilinen tokotrienoller. Bu bileşenler, yağın oksidatif bozulmaya karşı daha dirençli olmasını sağlarken, trans yağ oluşumunu da engelliyor.

Bilimsel Veriler Doğruluyor
Malezya Üniversitesi tarafından yayımlanan araştırmalar, palm yağında doğal olarak bulunan tokotrienollerin yüksek ısıl işlemlerde dahi stabilitesini koruyarak trans yağ oluşumunu engellediğini ve raf ömrünü uzattığını ortaya koyuyor. Bu sayede üreticiler, kimyasal müdahaleye ihtiyaç duymadan ürünlerin lezzet ve tazelik dengesini koruyabiliyor.

Katkı Maddelerine İhtiyaç Azalıyor
Gıda bilimcilere göre doğal olarak stabil yağların tercih edilmesinin bir diğer nedeni de oksidasyona karşı dirençli olmaları. Bu durum hem katkı maddesi ihtiyacını azaltıyor hem de “temiz etiket” anlayışıyla uyum sağlıyor. 2026’da devreye girecek GE ve 3-MCPD limitleri göz önünde bulundurulduğunda, hem ham yağın hem de nihai ürünün güvenliği bu doğal stabilite sayesinde daha kolay sağlanabiliyor.

Tüketicilerin giderek daha sade ve güvenli içerik listeleri görmek istediğini vurgulayan uzmanlar, sektörün bu beklentiye üretim süreçlerini sadeleştirerek ve denetim standartlarını yükselterek yanıt verdiğini ifade ediyor.

“Bu Bir Tercih Değil, Yeni Standart”
Sektör temsilcileri, trans yağ içermeyen ürünlerin yakın gelecekte bir farklılaşma unsuru olmaktan çıkarak zorunlu bir üretim standardına dönüşeceğini belirtiyor. Doğal olarak stabil bitkisel yağlar ise bu dönüşümün teknik olarak mümkün olmasını sağlayan başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.

Gıda etiketlerinde başlayan bu değişim, yalnızca ürün içeriklerini değil, aynı zamanda tüketici alışkanlıklarını ve üretim stratejilerini de kalıcı bir şekilde dönüştürmeye hazırlanıyor.

Yazıyı Paylaş