STRONG3000 Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kaya: “Boyahanelerde yapay zeka devrimini başlatıyoruz”

STRONG3000 Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kaya: “Boyahanelerde yapay zeka devrimini başlatıyoruz”
  • 13.03.2026

Röportaj : Gamze Ünal
Fotoğraflar : Oğuzhan Dağıstanlı

STRONG3000 Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kaya ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, sektörde operatör bağımlılığını bitiren ve hammadde tasarrufunu %50’ye çıkaran dünya patentli “Owl” teknolojisinin detaylarını konuştuk. Kaya, 60’tan fazla ülkeye ihracat yapan markasının “karanlık fabrika” vizyonuyla geliştirdiği akıllı sistemlerin, manuel düzeltme ihtiyacını tamamen ortadan kaldırarak üretim süreçlerini kökten değiştirdiğini vurguladı. 

Sektörün içinden gelen, çekirdekten yetişmiş bir isimsiniz. Meslek hayatınızın başlangıcından STRONG3000’in kuruluşuna uzanan o süreci sizden dinleyebilir miyiz?
Sektörle tanışmam henüz 17 yaşındayken oldu; bugün 50 yaşındayım, yani ömrümün neredeyse tamamını bu sektöre adadım diyebilirim. Meslek hayatıma aslında 11 yaşında televizyon tamirciliğiyle başladım. Okumaya pek hevesli olmayan, meraklı bir çocuktum. Babamın beni Feriköy’de bir elektronik tamircisinin yanına vermesiyle teknik dünyayla tanıştım. Elektroniğe olan tutkum beni 16 yaşındayken evimizin en üst katında kendi atölyemi açmaya itti. O yaşlarda bile kendi ayaklarımın üzerinde durma gayretindeydim. Perpa Ticaret Merkezi’nde 25 metrekarelik küçük bir dükkan açtım. O dönemde Wagner ve Gema gibi Avrupalı dev rakiplerimizin kart tamirlerini yapmaya başladım. Sektörde kimsenin yanında çalışmadan, tamamen kendi çabamla ve merakımla ilerledim. Askerlik sonrası üretim odaklı bir yapıya geçtim ve Örnektepe’de ilk imalat tesisimi kurdum. 1998-1999 yılları, gece gündüz demeden koşturduğumuz, üretimin sancılarını ve keyfini bir arada yaşadığımız yıllardı.

STRONG3000 markasının bir dünya markasına dönüşme süreci nasıl şekillendi?
STRONG3000’ün temelleri aslında 2002 yılında atıldı. Marka tescilinden önce yaklaşık üç yıl boyunca “Legend” markasıyla tek başıma üretim yapmıştım. 2003 yılı itibarıyla STRONG3000 markasını kurduk ve o günden bugüne kesintisiz bir büyüme ivmesi yakaladık. Bu süreçte sektörden gelen deneyimli isimlerle ortaklıklar kurarak işi büyüttük. Ümraniye tarafında kurduğumuz fason tesislerle operasyonumuzu genişlettik.

Bizim buradaki asıl vizyonumuz, sadece ürün satan değil, sektöre yön veren ve teknolojiyi belirleyen bir firma olmaktı. Yaptığımız çalışmalarla sektörün ihtiyacı olan, hatta bazen sektörün henüz farkında bile olmadığı teknolojileri ürettik. Bugün geldiğimiz noktada 60’tan fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Dokuz yıl önce İran’da, yedi yıl önce ise Adapazarı’nda stratejik yatırımlar gerçekleştirdik. STRONG3000, bugün küresel pazarda bayileri ve çözüm ortaklarıyla devleşen bir Türk markasıdır.

STRONG3000 bünyesinde ilk üretimleriniz nelerdi? Zaman içerisinde teknolojik olarak nasıl bir evrim geçirdiniz?
Üretime ilk olarak toz boya cihazlarıyla başladık. Ardından emaye cihazları ve bu sistemlerin ayrılmaz parçası olan kabinlerin üretimine geçtik. Toz boya cihazlarında “akım ayarlı” teknolojiyi geliştirerek piyasada fark yarattık. Ancak bizim için asıl dönüm noktası, Ar-Ge süreci üç yıldır devam eden ve dünyada bir ilk olan “Owl” (Baykuş) teknolojisidir. Bu teknolojinin dünya patentini aldık ve bu bizim için büyük bir gurur kaynağı.

Owl teknolojisi sayesinde müşterilerimiz “karanlık fabrika” ve “karanlık boyahane” konseptine kavuşmuş olacak. Bu sistem, operatör faktörünü ortadan kaldıran, tamamen otomasyon ve yapay zeka destekli bir proje. Homojen aplikasyon sayesinde hem hammadde tasarrufu sağlıyor hem de kaliteyi inanılmaz bir seviyeye taşıyoruz. Saha denemelerimiz ve kalıp çalışmalarımız bitti; şu an sistemimiz aktif olarak kullanılıyor. Bu devrimin resmi satış lansmanını ise Almanya’daki fuarda gerçekleştireceğiz.

Bahsettiğiniz bu Owl teknolojisi, Smart AI ve Elite Plus sistemleriyle nasıl bir entegrasyon içinde çalışıyor?
Owl teknolojisi aslında işin mekanik ve uygulama zekasını temsil ederken, Smart AI bu sistemin kontrol merkezini oluşturuyor. Bu makinenin en büyük özelliği, her santimetrekarede istediğiniz boya miktarını, kilovolt değerini ve mikroamperi ürünün geometrik yapısına göre ayarlayabilmesidir. Geleneksel sistemlerde “touch-up” dediğimiz, robotun boyayamadığı yerlere insanın müdahale etmesi durumu bu teknolojiyle tarih oluyor. Ürünün girintisi, çıkıntısı ne olursa olsun, makine her bölgede homojen bir kalınlık elde edilmesini sağlıyor. Bu, dünyada hiçbir Avrupalı rakibimizde olmayan, tamamen bize ait bir patentli buluştur. 

OWL motorize toz boya tabancası sistemimiz beş temel avantaj üzerine kurulu. Öncelikle, 60 derecelik çok açılı hareket kabiliyetiyle yukarı, aşağı, sağa, sola, hatta çapraz ve dairesel yönlerde her noktaya maksimum erişim sağlıyoruz. Bu esnekliği robotik bir hassasiyetle birleştirdiğimizde, her boyama işlemi aynı standart kalitede tekrarlanabiliyor. 

Verimlilik kısmında ise motor kontrollü sistemimiz sayesinde toz akışını tamamen sabit ve güvenilir bir hale getirdik. Bu da bize çok yüksek bir transfer verimi sağlıyor; yani daha az toz kaybıyla maliyetlerimizi ciddi oranda düşürüyoruz. Son olarak, cihazımız tamamen Endüstri 4.0 uyumlu; yapay zekâ destekli akıllı üretim hatlarına tam entegre bir şekilde çalışabiliyor.

Bu teknolojik dönüşüm endüstriyel boyama süreçlerinde neleri değiştirecek? İşletmelere sağladığı somut avantajlar nelerdir?
Bu teknoloji, alışılagelmiş tüm üretim pratiklerini sıra dışı bir noktaya taşıyacak. Fabrikada sadece ürün asan ve toplayan iki kişi yeterli olacak; boyama sürecinde insan faktörü tamamen devre dışı kalacak. Bu da 24 saat boyunca hatasız ve standart bir üretim demektir. Ürün geometrisine göre %20 ile %50 arasında değişen hammadde tasarrufu öngörüyoruz. 

Biliyorsunuz, toz boyada çok kalın atmak kalite göstergesi değildir; önemli olan kontrollü ve homojen bir kaplamadır. Bu tasarruf ve kalite artışı, firmalarımızın küresel pazardaki rekabet gücünü muazzam bir şekilde artıracaktır.

Sizi rakiplerinizden ayıran en temel özellikler nelerdir?
Dünyada yapay zeka destekli ilk makineyi biz ürettik. Kendi ekseninde hareket kabiliyeti olan, altı ayrı tabancanın X, Y ve Z eksenlerinde birbirinden bağımsız hareket edebildiği robot sistemini yine dünyada ilk kez biz geliştirdik. Bizim stratejimiz her zaman “ilkleri yapmak” üzerine kurulu. Bir Türk markası olarak dünyada teknoloji belirleyici olmak ve sektörde söz hakkı sahibi olmak için ömrümüzü bu işe adadık.

Bu inovasyonların mutfağından, yani Ar-Ge merkezinizden bahseder misiniz?
Başarımızın arkasındaki en büyük güç Ar-Ge merkezimiz ve sahadaki yöneticilerimizdir. Saha yöneticilerimiz piyasayı sürekli analiz eder, ihtiyaçları belirler ve bu verileri Ar-Ge ekibimizle paylaşır. Ciddi tartışmalar ve diyaloglar sonucunda bazen olumsuz fikirler elenir, bazen de ortaya dünyada ilk olacak projeler çıkar. Bu kolektif akıl, STRONG3000’i teknoloji lideri yapan asıl unsurdur.

Sürdürülebilirlik, enerji tasarrufu ve çevre dostu üretim konularında nasıl bir yaklaşım sergiliyorsunuz?
Sistemlerimizde enerji verimliliği en üst düzeydedir. Kabinlerimizdeki emiş grupları ve motorlar, tabanca sayısına ve atım yoğunluğuna göre kendini otomatik olarak ayarlar; bu da ciddi bir elektrik tasarrufu sağlar. Ayrıca filtrasyon sistemlerimizde baca sistemi kullanmıyoruz. 0.5 mikron geçirgenliğe sahip nanofiber teknolojisiyle tozu tamamen kendi haznesinde tutuyoruz. Çevreye zarar vermeyen, “yeşil tesis” vizyonuyla hareket ediyoruz. İnsan sağlığına ve çevreye duyarlı, hammadde israfını önleyen teknolojiler üretmek bizim gelecek yüzyıla olan borcumuzdur.

Müşteri portföyünüzde hangi sektörler ağırlıkta?
Özellikle beyaz eşya sektörü bizim en güçlü olduğumuz alanlardan biri. BSH (Bosch-Siemens), Arçelik, Simfer gibi dünya devlerinin tesislerini biz kuruyoruz. Global ölçekteki bu büyük firmalar, bizim otomasyon sistemlerimiz sayesinde üretim kalitelerini ve rekabet güçlerini artırıyorlar.

Satış sonrası hizmetleriniz ve gelecek hedefleriniz hakkında neler söylemek istersiniz?
Dünya genelinde 60’a yakın noktada bayilerimiz ve teknik servis ekiplerimiz mevcut. Müşterilerimizin üretiminin aksamaması için her an müdahaleye hazır bir koordinasyon içindeyiz. Gelecek hedeflerimize gelince; 2024 ve 2025 yılları dünya için zorlu yıllardı ancak biz bu süreci Ar-Ge faaliyetlerimize hız vererek geçirdik. 2026 ve sonrasında, bu yeni teknolojilerimizi dünya pazarına daha hızlı yaymayı hedefliyoruz.

Son olarak şunu eklemek isterim: Devletimizin sanayiciye desteği çok kritik. Bizler, Almanların “Made in Germany” markasını dedelerinden torunlarına bir miras olarak bırakması gibi, biz de Türk markasını dünya çapında bir değer haline getirmek istiyoruz. Sektördeki meslektaşlarıma da sesleniyorum; lütfen kopyalamaktan vazgeçelim. Tersine mühendislik en kolay yoldur. Bizim yaptığımız gibi inovasyona vakit ayıralım, olmayan bir şeyi üretelim ki dünyada gerçek anlamda söz sahibi olabilelim.

Yazıyı Paylaş