Röportaj : B. Serhat Cengiz
Spectra Kurucu Ortağı ve Kreatif Direktörü Betül Ünver ile markanın “temiz içerikli lüks” anlayışı ve vegan formülleriyle sektörü nasıl yeniden şekillendirdiğini konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirdik. Görüşmemiz sırasında Ünver, Spectra’nın sürdürülebilir üretim konusundaki kararlılığını ve yerel bir güçten küresel bir “Lovemark”a dönüşme yolundaki iddialı vizyonunu paylaştı.
Kendinizi ve Spectra markasını okuyucularımıza tanıtır mısınız? Golf Kimya çatısı altında Spectra’nın doğuş hikâyesi nasıl gelişti?
Spectra’nın yaratım ve geliştirme süreçlerinin kalbinde yer alan, markanın kreatif ve içerik direktörlüğünü üstlenen bir girişimciyim. Spectra aslında aile şirketimiz olan Golf Kimya’nın 30 yıla yaklaşan üretim tecrübesinin ve global vizyonunun bir meyvesi. Golf Kimya, 90’lı yıllardan bu yana 70’ten fazla ülkeye ihracat yapan dev bir üretim gücü. Spectra ismi ise 2004 yılından beri bünyemizde sakladığımız bir değerdi. Ancak 2024 yılında, üretim tesislerimizin teknolojik dönüşümü ve benim “temiz içerikli lüks” anlayışına olan tutkumla bu ismi bir markaya dönüştürdük. Spectra, sadece bir kozmetik markası değil; laboratuvar disiplini ile estetik kaygının birleştiği bir kişisel bakım serüveni olarak doğdu.
Spectra’yı benzer markalardan ayıran temel noktalar nelerdir?
Bizi ayıran en temel fark, “bilgiye dayalı inovasyon” ve “cesaret”tir. Ben, İngiltere merkezli Formula Botanica’da organik kimya ve formülasyon eğitimi aldım; bu da bize içerik seçerken sadece trendleri değil, bilimi referans alma gücü veriyor. Spectra olarak biz, herkesin yaptığını yapmıyoruz. Türkiye’de benzeri olmayan “çiçek başlıklı tıraş köpüğü” veya “şanti formunda (whipped) duş köpüğü” gibi hem formu hem de kullanım deneyimiyle ezber bozan ürünler üretiyoruz. Diğer yandan, her beş yeni ürünümüzden en az ikisinin dünyada veya yerel pazarda “ilk” ya da “en yenilikçi” olması kuralıyla hareket ediyoruz. Bizim için bir ürünün sadece işlevsel olması yetmez; kokusu, dokusu ve tasarımıyla bir yaşam tarzını temsil etmesi gerekir.
Spectra’nın vegan formülasyon ve dermatolojik test onaylı ürün anlayışı nasıl şekillendi? Tüketici talebinin bu kararda ne kadar etkisi oldu?
Bu anlayış, markamızın etik pusulasıdır. Günümüzde, özellikle Z kuşağı olarak adlandırdığımız bilinçli tüketici grubu, bir ürünü satın alırken sadece vadettiklerine değil, o ürünün dünyaya ne bıraktığına da bakıyor. Ben de bir anne ve bir girişimci olarak, içinde ne olduğunu bilmediğim veya doğaya zarar veren hiçbir içeriği portföyümüze dahil etmek istemedim. Vegan formülasyon tercihimiz tüketici taleplerinin ötesinde bizim “geleceğe karşı sorumluluk” borcumuzdur. Hammaddelerimizin hiçbirinin hayvanlar üzerinde test edilmediğinden ve hayvansal kaynaklı olmadığından emin olmak için tedarik zincirimizi çok sıkı denetliyoruz. Dermatolojik onay ise bizim için bir seçenek değil, kalite standardımızın ayrılmaz bir parçasıdır.
“Doğanın gücü ile bilimi birleştirmek” diyorsunuz — bu dengeyi formülasyon sürecinde pratikte nasıl kuruyorsunuz?
Bu denge, ismimiz olan “Spectra” (Spektrum) kavramında gizli. Işığın her rengini barındıran bir spektrum gibi, biz de bitkisel özlerin saflığını modern kimyanın en güvenli teknikleriyle işliyoruz. Ar-Ge laboratuvarımızda her gün şu soruyu soruyoruz: “Bu bitkisel özün etkinliğini, cilde en güvenli ve en hızlı şekilde nasıl ulaştırabiliriz?” Örneğin; cildi kurutmayan, aksine besleyen temizleme formülleri geliştirirken doğadan gelen yağları kullanırken, bunların stabil kalmasını ve maksimum hijyen sunmasını bilimle sağlıyoruz. Bu süreçte üniversitelerle iş birliği yapıyor ve akademik bilgiyi üretim sahasının pratik gücüyle harmanlıyoruz.
GMP standartlarına uygun üretim hakkında bilgi verebilir misiniz?
Spectra ürünleri, Golf Kimya’nın 2024 yılında faaliyete geçen, tamamen Avrupa standartlarına göre dizayn edilmiş yeni tesislerinde üretiliyor. GMP (İyi Üretim Uygulamaları) bizim için bir sertifikadan ibaret değil; üretimin her saniyesinde uygulanan bir disiplindir. Hammaddenin fabrikaya girdiği andan, bitmiş ürünün paketlenmesine kadar olan her aşama, sterilizasyon ve kalite kontrol süreçlerinden geçiyor. Bugün Avrupa’nın en büyük perakende zincirlerine üretim yapabiliyor olmamızın arkasında, bu ödün vermediğimiz GMP standartları ve global kalite anlayışımız yatıyor.

Sürdürülebilirlik bugün kozmetik sektöründe bir trend olmaktan çıkıp zorunluluk hâline geliyor. Spectra bu dönüşüme nasıl hazırlanıyor?
Biz sürdürülebilirliği kağıt üzerinde bırakmıyoruz. Üretim tesisimizin çatısındaki güneş enerji panelleri sayesinde üretimde kullandığımız enerjinin büyük bir kısmını doğadan, yenilenebilir kaynaklardan alıyoruz. Ambalaj tarafında ise çok net bir hedefimiz var: Mevcut plastik kullanımımızı minimize etmek ve kullandığımız plastik ambalajların en az %30’unun geri dönüştürülmüş (PCR) malzemelerden oluşmasını sağlamak. Ayrıca ürünlerimizin “durulanabilir” kategorisinde olması sebebiyle, su kaynaklarımızı kirletmeyen, çevre dostu formüller üzerine sürekli Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz.
Önümüzdeki dönemde Spectra’yı hangi alanlarda büyütmeyi planlıyorsunuz? Tüketiciyi ve iş ortaklarını bekleyen yenilikler neler olacak?
Hedefimiz Spectra’yı Türkiye’nin 81 ilinde, her satış noktasında ulaşılabilir kılmak. 3 yıl içinde %100 penetrasyon hedefiyle çalışıyoruz. Sadece online kanallarda değil, Türkiye’nin en büyük zincir marketlerinin raflarında da yerimizi almaya başlıyoruz. Çok yakın zamanda ürün gamımıza kişisel bakımın ötesinde, yeni nesil cilt bakım serilerini ve markamızın imzası olan “inovatif formlu” yeni ürünleri ekleyeceğiz. Ayrıca, Golf Kimya’nın ihracat gücüyle Spectra’yı global bir “Lovemark” (sevilen marka) haline getirmek, Turquality programına dahil olmak ve uluslararası ödüllerle başarımızı taçlandırmak vizyonumuzun en önemli parçaları. Tüketicilerimizi şaşırtmaya ve onlara “iyi ki Spectra var” dedirtmeye devam edeceğiz.
